Aritsto, İbn-i Haldun, İklim Teorisi’yle artık bunu bilimselleştirecek olan Montesquieu gibi birçok düşünür, iklim ve coğrafyanın insanlar üzerindeki sosyolojik, psikolojik ve siyasal etkileri hakkında yorum ve tahlillerde bulunmuşlardır. Her düşünür yaşadığı coğrafyayı dünyanın merkezi görüp iklim kuşaklarına ayırmış ve o kuşak insanları hakkında genel geçer yargılarda bulunmuştur.
Montesquieu, Avrupa’nın dini fanatizmle oluşmuş önyargılı Doğu bakışından ve geçmişin çatışmaları ve dönemin yaşayış biçimlerinin büyük etkisiyle kemikleşmiş dogmalardan sıyrılıp mümkün olduğunca objektif gözlemde bulunan nadir -hatta ilk diyebileceğimiz- aydınlanma dönemi düşünürüdür. Montesquieu, Doğu toplumlarını ‘İklim Teorisi’ çerçevesinde resmederken; bu coğrafyanın insanlarını sert karakterli ve otoriter sistemlerle yönetilebilecek savaşçı insanlar olarak göstermiştir.
Özeleştiri yapalım;
İç savaşlarla, siyasi karmaşalarla, darbelerle, sınır tartışmalarıyla, ayrılıkçı kaygılarla, yolsuzluklarla… ne zaman muhatap olsak, aklımıza ilk Batı gelir. Batı’ya olan bu bakış çoğu zaman haksız değildir de. Nitekim Batı’nın bu coğrafyanın politikalarına karışıp, hep bir çomağının bu kovanda olduğu aşikardır. Ancak buna engel olacak ve sorunları(çoğu zaman kendi yarattığımız ya da harcı olduğumuz problemleri) çözüme kavuşturacak olan da pek tabi bizlerizdir.
Gel gelelim kafamızdaki ve yegane düşmanlıklarımız kaynağı Batı hep egemendir.!
Örneğin;
· Suudi Arabistan’ın, kendine “dünyanın en zengin kölesi” sıfatını kazandıracak, ta G. Amerika ülkelerindeki diktatör darbelerin bile mali kaynağı olması gibi birçok faaliyeti ya da faalsizliği(yakın coğrafyasında dahi olanlara kayıtsız kalması).
· Yıllarca süren İran- Irak savaşları.
· Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi.
· Türkiye-Suriye restleşmeleri ve sınıra asker çekecek seviyeye dahi gelen husumet.
· Yüzyıllardır süren ve işe kan karışmış Sünni-Şii mücadelesi.
· İsrail’in faşizmiyle kavrulan Gazze’nin tek nefes gediğini de Mısır’ın kapalı tutması.
· Baas rejiminin, -her ne kadar işgalci konumunda olsa bile- İsrail’e karşı saldırgan ve beceriksiz siyasetiyle Kudüs’ü, Güney Sahra’yı, Golon’u, Filistin’i ve etrafını çevreleyen geniş bir alanı işgaliyle yıllarca sürecek İsrail mezaliminin atılan temelleri…
· Tüm bu sorunların güvencesiymiş gibi bu coğrafya ülkelerinin var olan diktatoryal yönetimlerle; demokraside, insan haklarında, hukukta ve refah seviyesinde gelişme göstermeme dirençleri.. Belirli aralıklarla istikrarsızlığı sağlama alan darbe zeminleri ve peşi sıra gelen darbeler… Daha niceleri.
Evet, bunlar sadece bizim coğrafyamızda muhatap olmadığımız sorunlar. Daha hemen 1945′te Avrupa kendi sınırlarını vahşice çiziyordu. Hatta Almanya’nın daha 20 yıl önce birleşmesi bu durumun küçük bir izahı. Ya da Avrupa’nın feodal köklerinden gelen, bizim coğrafyamızdan çok daha kırılgan ve ayrılıkçı yapıda olması gibi birçok sahip olduğu handikap…
Buna rağmen iklim teorisini doğrulamaya inat direncimiz.
* * *
Ahmedinecad-Musavi rekabeti seçim sonuçlarından sonra sokakta devam ediyor. Siyasi güç çekişmelerinden hemen sonra bilek gücüne başvurmak bu coğrafyaya özgü bir klasiktir.
İran’ın tarihine baktığımızda da demokratik bir gelişmede bulunmadığı, devrimleriyle de halkın refaha kavuşmadığı ve kendi doğal kaynaklarını rejim güvencesi ve silahlanma için harcadığını görürüz. Bu coğrafyanın genlerinden teokratik-otoriter yönetimler, her an işgal için aman kollayan düşmanlar ve bölünme korkuları asla silinmez.
Türkiye de her ne kadar tarihinde Batı eksenli komploların tuzağına düşmüş olsa da, asla kendisinin yarattığı sorunları kabullenmeyerek de bu coğrafyayla ortak kusurlarını yaşatır.
Ancak Türkiye’nin bölgedeki lider, farklı ve öncü kılan ayrıcalığının da hakkını vermek gerek. Türkiye; kadroları, ilke ve inkılaplarıyla kabuğunu kırmış modernleşen yapısı, hukukun üstünlüğü ve Batı kurumlarıyla olan gerek kurucu üyeliği, gerekse direk üyeliklerinin göbek bağı ile bu coğrafyada farklılığını ve üstünlüğünü gösterir.
İklim Teorisi’ndeki kuşağından uzaklaşan ve beraberinde bulunduğu kuşağı da görmek isteyen ya da hep bir adımı orada var olacak olan bir Türkiye’nin gerekli tecrübesi ve mayası vardır. Yeter ki her şeyden önce kendimizi bilip, içimize bakalım.